Gönüller Sultanı Sevgili


Ey Gönüller Sultanı Sevgili, Senden başka kimim var ki benim.
Acı bana bugün, kapına geldim ayaklarına kapanmaya geldim.
Tek dileğim Sensin! Sevincim, arzum, neşemsin!
Razı değil Senden başkasını sevmeye gönlüm.
Ey güvendiğim Sevgilim! Efendim! Sultanım!
Aşkım uzadıkça uzadı, kavuşmak ne zaman nasib olacak?
Benim arzum, nimetlerle de değil, cennetteki,
Ne var ki, seni göreyim diye istiyorum cenneti.

İbn Arabî, İlahi Aşk, s.185
Bir mum yanıyordu bir evin bir odasında
O evde bir de kedi vardı.
Geceler indiğinde kendi havasında
Mum yanar, kedi de oynardı.

Mumun yandığı gecelerden birinde
Kedi oyunlarına daldı.
Oyun arayan gözlerinde
Mumun alevi yandı,
Baktı,
Mumun titrek alevinde
Oyuna çağıran bir hava vardı.

Oyunlarını büyüten kedi büyüdü
Kendi türünde çocukcasına,
Döndü dolaştı, yavaş yavaş yürüdü
Geldi mumun yanına, oyuncakcasına.
Bir baktı, bir daha, bir daha baktı
Mumun alevinin dalgalanmasına
Uzandı bir el attı.
Bıyıklarını yaktırmadan anlamayacaktı..
İlk kez gördüğü mumun yakmasına
İnanmayacaktı.

Kedi, oyunlarında büyüyordu,
Mum, üşüyordu yanmalarında.
Zaman ikili yürüyordu
Aralarında.
Bir ayrışım görünüyordu
Birinin yanmalarında
Öbürünün oynamalarında.

Kedi oyunlarında büyüyordu,
Yitirerek gitgide oyunlarını.
Mum küçülüyordu yanmalarında,
Yitirerek gitgide yakmalarını.

Oynarken büyüyen kedi yanacak,
Aydınlatırken küçülen mum yakacaktı.
Küçülen yaka-yaka aydınlatacak,
Büyüyen yana yana anlayacaktı.

Bir mum yanmasından
Ve bir kedi oyunundan
Kaldı sonunda
Bir gecenin tam ortasında
Bir evin bir odasında
Göz-göze susan
İki insan.

Mum yandı bitti,
Kedi büyüdü gitti.
Oyunlar karıştı gecelerde
Suskun uykusuzluklara.

O iki insandan, sonunda
Birinin anılarında kedi,
Birinin dalmalarında mum
Kaldı gitti.

Nerede bir mum yansa şimdi,
Nerede oynasa bir kedi,
Birbirine yansıyor, karışıyor gölgeleri..
Bugün dün gibi oluyor,
Dün bugün gibi.
Mum ellerimi tırmalıyor,
Belleğimi yakıyor kedinin elleri.

Özdemir Asaf

özdemir-asaf-mum-alevi
 

Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış;
Marifet bu, gerisi yalnız çelik – çomakmış…

Necip Fazıl Kısakürek (Sûfi, ö. 1983)
Ben Bilmez idim gizli ayan hep sen imişsin
Tenlerde vü canlarda nihan hep sen imişsin
Senden bu cihan içre nişan ister idim ben
Ahir şunu bildim ki cihan hep sen imişsin

Molla Cami
Ey şaşırmış gönül! Dosta, candan giden bir yol vardır.
Ey yolunu kaybetmiş kişi! Dosta apaçık da, gizli de bir yol vardır.
Eğer altı yönden de senin yolunu keserler, kapatırlarsa korkma, çünkü senin gönlünün derinliklerinden sevgiliye giden gizli bir yol vardır.

Hz.Mevlâna, Rubaîler
Dört şey iyi gelir herkese.
Ey aziz;
söyleyim sana,
öğren, dinle.
İlki adaletli olmak.
Sonra kendi aklından haberdar olmak.
Sabırla yaklaşmak.
İnsanlara saygı duymak.

Ferîdüddîn Attâr, Pendnâme
Biz her şeyimizi aşk yolunda bağışladık
Duadan elimize geçeni sevgiliye bağışladık..

Orijinali
Mâ hâsili hûd der seri hemhâne nihadîm
Mahsûl-ü duâ der reh-i cânâne nihadîm

Hâfız-ı Şirâzî (Sûfi şair v. 1389)
Akılla bir konuşmam oldu dün gece;
Sana soracaklarım var, dedim;
Sen ki her bilginin temelisin,
Bana yol göstermelisin.
Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
Birkaç yıl daha katlan, dedi.
Nedir; dedim bu yaşamak?
Bir düş, dedi; birkaç görüntü.
Evi barkı olmak nedir? dedim.
Biraz keyfetmek için
Yıllar yılı dert çekmek, dedi.
Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim;
Kurt, köpek, çakal, makal, dedi.
Ne dersin bu adamlara, dedim;
Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
Benim bu deli gönlüm, dedim;
Ne zaman akıllanacak?
Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
Hayyam'ın bu sözlerine ne dersin, dedim;
Dizmiş alt alta sözleri,
Hoşbeş etmiş derim, dedi.

Ömer Hayyam
Gülüş bir yanaşım'dır bir öbür bir kişiye;
Bir'den iki kişiyi döndürür bir kişiye..
Anılarından kale yapıp sığınsa bile,
Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye.

Özdemir Asaf
İnsan değil de ağaç olsam
Dallarımın arasından rüzgar esse
Yapraklarım, çiçeklerim meyvelerim olsa!
Mevsimleri yaşasam...
Köklerimle toprağın derinliklerine sarılsam.
Kuşlar konsa dallarıma, yuva bile yapsalar...
Böcekler, karıncalar yollansalar içime...
Çürütseler oralarımı,
Ballarım, sakızlarım olsa
Gövdeme bir insan yaslanıp uyusa...
Ben bunları hiç bilmesem, sadece ağaç olsam...

Erkan Oğur
Ne içindeyim zamanın,
Ne de büsbütün dışında;
Yekpare, geniş bir anın
Parçalanmaz akışında.

Bir garip rüya rengiyle
Uyuşmuş gibi her şekil,
Rüzgarda uçan tüy bile
Benim kadar hafif değil.

Başım sükutu öğüten
Uçsuz bucaksız değirmen;
İçim muradına ermiş
Abasız, postsuz bir derviş.

Kökü bende bir sarmaşık
Olmuş dünya sezmekteyim,
Mavi, masmavi bir ışık
Ortasında yüzmekteyim. 
 

Ahmet Hamdi Tanpınar 

Hiçbir vakit tam karanlık değil gece.
Kendimde denemişim ben,
kulak ver, dinle.
Her acının sonunda açık bir pencere vardır,
aydınlık bir pencere.
Hayal edilecek bir şey vardır
...

Paul Eluard (Fransız şair ö. 1952)
Türkçesi: A. Kadir
Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan,
Yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan,
Ne görebiliyorsun,
Ne duyabiliyorsun.



Halil Cibran (ö.1931)
Arkadaşınız sizinle içinden geldiği gibi konuştuğunda,
ne "hayır" demek zor gelir, ne de "evet" demekten çekinirsiniz.

Ve o sessiz kaldığında,
kalbiniz onun kalbini dinlemek için sessizleşir.
Çünkü arkadaşlıkta, kelimeler susunca,
tüm düşünceler, tüm arzular ve beklentiler,
gürültüsüz bir sevinç içinde doğar ve paylaşılırlar.

Arkadaşınızdan ayrıldığınızda ise yas tutmazsınız;
çünkü onun en sevdiğiniz yanı, yokluğunda
daha bir berraklık kazanır, tıpkı bir dağın,
dağcıya, ovadan daha net görünmesi gibi...

Halil Cibran, Ermiş

Hiç ummadığın yerde,
nâgâh açılır perde,
derman erişir derde.
Mevlâm görelim neyler,
neylerse güzel eyler.

(nâgâh: ansızın)

Erzurumlu İbrahim Hakkı


ferfecir 
ve zaman akıp gidiyorken
hayat ipliğine dizilmiş saniyeler
çektikçe kapanırken ömür sayfaları
o toprak kokan sokak nerde
nerde o masum gözyaşları

Mesut Anar
Blogger tarafından desteklenmektedir.